DUA VE ZİKİR

İnsan hayatının en değerli anı, Yüce Allah’a yönelip O’nunla baş başa kaldığı zamandır. Allah ile baş başa kalmanın en güzel yolu dua ve zikirdir. "Dua, ibadetin özüdür.”(1)

Dua ve zikir, Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağdır. Duadan ve zikirden uzak kalmak, kişinin yaratıcı ile irtibatının zayıflamasına, bunun sonucunda da dini hayatında gevşekliğe sebep olur. Özellikle günümüzde kalpleri katılaştıracak o kadar olumsuzluklar var ki, böyle bir ortamda, Müminin dua ve zikirle iç içe yaşaması daha bir önem taşımaktadır. Dua ve zikir ile yaşamak, Allah'ı görüyormuş gibi yaşamaktır. Her ne kadar biz O'nu görmesek de O bizi görmektedir.

Dua ve zikir, kişiye Allah'la birliktelik bilinci kazandıran ve Müminin zamanını manen diri yaşamasını sağlayan bir disiplindir. Zaman, kişiye verilmiş büyük bir emanet ve nimettir. Dua ve zikirle mümin, zamanı diri tutar. Dua ve zikirle iç içe yaşayanın her ânı ve her davranışı bilinç yüklüdür. Allah’ın rahmeti böyle bir Mümini bir bahar serinliği gibi sarar. Artık o, günlük hayatının her aşamasında Rabbini unutmaz. Hangi işle uğraşırsa uğraşsın, kalbi ve gönlü Rabbi ile beraberdir. Dünyevi işleri ile meşguliyeti, onu Allah’ı hatırlamaktan alıkoymaz. Ne ticareti, ne alış-verişi onun Allah’ı anmasına engel olabilir.(2) Bir taraftan dünyevi kazançlarını elde ederken diğer taraftan gönlü kendisini seven, koruyan ve gözetenle beraberdir. Bu haliyle o, "Beni anın ki ben de sizi anayım..."(3) ayetini hayatında fiili olarak uygulamış olur.

Allah’ı unutmamanın bir gereği olarak gerçek mümin, kolay kolay kötülük işleyemez ve Allah’ın koyduğu sınırları çiğneyemez. Çünkü şeytanın veya nefsinin dürtüklemesiyle ne zaman bir kötülüğe yönelse, hemen Rabbinin kendisini görmekte olduğunu, kalbinden geçenleri bildiğini hatırlar. Onun kendisine verdiği değeri düşünür ve içinde yaşadığı bu güzelliği kaybetmek istemez. Böyle bir şeyin, kendi huzurunu dinamitlemek anlamına geleceğini bilir.

Hiç kimsenin sesimizi duymayacağı yerde sesimizi duyan, hiç kimsenin bizi göremeyeceği yerde bizi gören, hiç kimsenin bilemeyeceği niyetlerimizi, düşüncelerimizi ve sırlarımızı bilen, hiç kimsenin yardım edemeyeceği durumlarda bize yardım edebilecek olan, hiç kimsenin bizi umursamadığı zamanlarda bizi dikkate alanın rahmet ve sevgisine mazhar olmaktan daha öte bir mutluluk düşünülebilir mi? İşte dua ve zikir, bu sevgi ve rahmet kaynağına bağlanma başvurusudur. Bu bakımdan dua ve zikirle yaşamak, huzur içinde yaşamaktır. "Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim.”(4) mesajını kavramış olarak yaşamaktır.

Allah kalıplara ve şekillere değil, kalplere bakar. Kalp kötülüklerle dolu ise, ona değer vermez. Bundan dolayı Hz. Peygamber “Allah Teala gafil bir kalpten hiç bir duayı kabul etmez”(5) buyurmuştur.

Dua ve zikir, ibadetin ruhu ve özüdür. Nitekim en kapsamlı ibadet olan namazın her rek’atında Fatiha okunmaktadır. Namazlarını kılan müminler, günlük ibadetimiz olan ve zikrin bütün çeşitlerini kapsayan namazda, Fatiha suresini her gün okumaktadırlar. Kur’an-ı Kerim’in anahtarı mesabesindeki Fatiha süresinde örnek olarak en güzel dua ve zikir cümlelerine yer verilmiş olması, Müslüman’ın daima dua ve zikir ile iç içe bulunması içindir. tir. Bu durum, müminin nasıl dua ve zikir ile iç içe olması gerektiğinin bir kanıtıdır.

Sözlerimi bir hadis-i şerif mealiyle noktalıyorum:

“Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”(6)

Dr. Ekrem KELEŞ

Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

1. Tirmizî, Deavât 1.

2. en-Nur, (24): 37.

3. Bakara, 152.

4. Gâfir, 60.

5. Tirmizi, Deavât, 64.

6. Buhârî, Deavât, 66.